Antalya Belek Üniversitesi

Yükleniyor…

Bağımlılıkla Mücadele Komisyonu

Bağımlılıkla Mücadele Komisyonu

Misyon 
Antalya Belek Üniversitesi Bağımlılıkla Mücadele Komisyonu’nun misyonu, bağımlılıkla mücadelede bilimsel, bütüncül ve kanıta dayalı yaklaşımlar geliştirerek toplumsal farkındalığı artırmak; etkili önleme ve müdahale stratejileri oluşturmak; bireyleri bilinçlendirmek ve bağımlılıktan korunmalarına destek olmaktır. Komisyon, disiplinler arası iş birliğini esas alarak eğitim, araştırma ve politika geliştirme süreçlerine akademik düzeyde katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Vizyon 
Antalya Belek Üniversitesi Bağımlılıkla Mücadele Komisyonu’nun vizyonu, bağımlılığın birey ve toplum üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek amacıyla sürdürülebilir ve yenilikçi çözümler üreten; ulusal ve uluslararası düzeyde etkili, saygın ve öncü bir yapı olmaktır. Komisyon, bağımlılıkla mücadelede bilimsel doğruluk, etik ilkeler ve insan hakları temelli yaklaşımları benimseyerek sağlıklı ve bilinçli bir toplumun oluşumuna katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

 Amaç
Antalya Belek Üniversitesi Bağımlılıkla Mücadele Komisyonu, bağımlılık olgusuna ilişkin güncel bilimsel yaklaşımlar doğrultusunda, üniversite bünyesinde ve ilgili dış paydaşlarla iş birliği içerisinde önleyici, erken tanı ve tedavi edici ile rehabilite edici süreçleri kapsayan bütüncül çalışmalar yürütmek amacıyla oluşturulmuştur. Komisyon, bağımlılık alanındaki güncel ihtiyaçları saptayarak tütün, alkol, psikoaktif maddeler ile dijital, oyun, internet ve kumar gibi davranışsal bağımlılıklar kapsamında disiplinlerarası araştırmaların, eğitim faaliyetlerinin ve kanıta dayalı müdahale programlarının geliştirilmesine öncülük etmeyi hedeflemektedir.

Bu doğrultuda komisyon, üniversitenin bağımlılıkla mücadele alanındaki mevcut kapasitesinin güçlendirilmesine, kurumsal politika ve stratejilerin bilimsel temelli biçimde oluşturulmasına ve yürütülecek çalışmaların eşgüdüm içinde sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Komisyon, toplum sağlığının korunması ve riskli davranışların azaltılmasına yönelik ulusal ve uluslararası programlarla uyumlu, etik ve kanıta dayalı bir mücadele yaklaşımını benimsemektedir.

Bağımlılıkla Mücaadele Komisyonu
Birim Temsilci
Rektör Yardımcısı (Başkan) Prof. Dr. Kerim ÇETİNKAYA
Üye Dr. Öğr. Üyesi Radiye Canan BAĞIŞ
Üye Dr. Öğr. Üyesi Duygu ÖZER
Üye Öğr. Gör. Şerife Bilge Duran
Üye Öğr. Gör. Seniha Nesibe BATU
Üye Öğr. Gör. Elif Özgecan ŞAHİN
Üye (SKS Daire Başkanı) Dr. Öğr. Üyesi Gül Damla KILIÇ
Üye (Yeşilay Kulübü Danışmanı) Arş. Gör. Ayden ÖZEKİNCİ

 

 

BAĞIMLILIK NEDİR?

Bağımlılık; bireyleri, onların ailelerini ve geniş toplum yapısını etkileyen, toplumsal düzenin hukuksal ve ekonomik işleyişini olumsuz yönde dönüştürebilen, çok katmanlı biyo-psiko-sosyal bir olgudur. Bu yönüyle bağımlılık, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir toplumsal risk ve müdahale gerektiren bir halk sağlığı problemidir.

Birey, doğumdan itibaren öğrenme süreçleri aracılığıyla dış çevreye uyum sağlamaya çalışır ve yaşam boyunca karşılaştığı olumlu ya da olumsuz uyaranlarla baş etmeye yönelik çeşitli stratejiler geliştirir. Bu süreçte kazanılan baş etme mekanizmalarının bir bölümü sağlıklı işlevler sunarken, bazıları ise uyumsuz ve risk artırıcı nitelikte olabilmektedir. Aile üyelerinin bilinçli ya da farkında olmadan sergilediği uygunsuz tutum ve davranışlar, bireyin içinde yetiştiği sosyo-kültürel çevre, eğitim döneminde maruz kalınan olumsuz koşullar ve riskli akran ilişkileri ile bireysel kişilik özellikleri, sağlıklı davranış örüntülerinin gelişimini engelleyerek bağımlılık davranışlarının ortaya çıkmasına katkıda bulunabilmektedir.

Bağımlılık, sigara, madde, oyun, yemek veya nesnelere yönelik bağımlılıklar da dahil olmak üzere çok çeşitli alanlarda gelişebilen, bireyin beyin işlevlerini etkileyerek duygu, düşünce ve davranışlarında belirgin değişimlere yol açan bir bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Özellikle beynin ödül sistemi üzerinde oluşturduğu yapay haz ve iyilik hali, kişinin yaşamını sürdürebilmesi için gerçek bir gereksinim oluşturmamasına rağmen ilgili madde ya da davranışı bırakmasını güçleştirmektedir. Bu nedenle bağımlılık, kronik seyir gösterebilen, multidisipliner yaklaşım gerektiren karmaşık bir klinik ve toplumsal süreçtir.

 

BAĞIMLILIKTA TANI NASIL KONUR?

 

  • Tasarladığından daha fazla ve uzun süreli kullanım
  • Geçmişte başarısız bırakma girişimleri
  • Zamanının çoğunu madde kullanmak, bulmak için harcamak
  • Olumsuz etkilerine rağmen kullanmaya devam etme
  • Madde kullanma isteği
  • Tolerans (kullanılan miktarın yeterli gelmemesi ve arttırılması)
  • Bağımlılık Tanı Kriterleri (DSM 5 Tanı Kitapçığı)

 

SİGARA BAĞIMLILIĞI

 

Tütünün temel etkin maddesi, bağımlılık potansiyeli yüksek, toksik özellikte ve koyu renkli bir sıvı olan nikotindir. Nikotin alımının yaklaşık 90–120 dakika kesilmesi durumunda öfke, irritabilite, baş dönmesi, iştah artışı, kas gerginliği ve uyku bozuklukları gibi yoksunluk belirtileri ortaya çıkmaktadır. Bu belirtiler özellikle tütün kullanımının bırakıldığı ilk günlerde en yoğun düzeye ulaşmakta, ancak zaman içerisinde giderek azalarak kaybolmaktadır.

Tütün kullanımı, yalnızca doğrudan tüketicilerde değil, aynı zamanda sigara içmeyen ve çevresel dumana maruz kalan bireylerde de ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Yanmakta olan bir sigaradan yayılan dumanın, aralarında 50’den fazla kanserojenin de bulunduğu yaklaşık 4.000 kimyasal madde içerdiği bilinmektedir. Bir sigaranın ortalama 12 dakikada tükendiği, ancak sigara içen bireyin dumanı yalnızca 30–50 saniyelik bir süre boyunca soluduğu göz önünde bulundurulduğunda, geri kalan dumanın büyük bölümünün çevredeki kişiler tarafından inhale edildiği anlaşılmaktadır. Çevresel tütün dumanı, yanma ısısının daha düşük olması nedeniyle, doğrudan içilen sigaraya kıyasla yaklaşık üç kat daha fazla nikotin, yüzde 70 oranında daha fazla katran ve 2,5 kat daha fazla karbon monoksit içermektedir. Bu nedenle pasif içicilik, tütün kullanımına maruz kalan bireyler açısından son derece ciddi bir halk sağlığı riski oluşturmaktadır.

Tütün kullanımı; kanser, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, kronik solunum yolu hastalıkları, gastrointestinal sistem sorunları ile ağız ve diş sağlığına ilişkin çok sayıda hastalığın ortaya çıkmasında önemli bir risk faktörüdür.

 

Tütün Kullanımını Bırakmaya Yönelik Öneriler:

Tütün kullanımının bırakılmasına yönelik davranışsal stratejiler arasında sigaranın yalnızca açık alanlarda tüketilmesi, kısa süreli gidilecek yerlere sigara götürülmemesi, sınırlı sayıda sigara taşınması, sigaranın yarıda söndürülmesi ve el meşguliyeti sağlayacak materyallerin (stres topu, tespih, anahtarlık vb.) kullanılması yer almaktadır. Bununla birlikte düzenli fiziksel aktivite, spor, duş alma, sakız çiğneme, yeterli sıvı tüketimi ve ağız hijyeninin güçlendirilmesi gibi uygulamalar yoksunluk sürecini destekleyici niteliktedir.

Tütün bağımlılığının bırakılması zorlayıcı olmakla birlikte, uygun yöntem ve desteklerle mümkündür. Bırakma sürecinde güçlük yaşayan bireylerde psikolojik danışmanlık ve farmakolojik tedavi seçeneklerinin birlikte kullanılması, başarının artmasında bilimsel olarak etkili bulunan önemli unsurlardır.

 

TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI

 

Teknoloji bağımlılığı, internet ve dijital cihazların bilinçli olmayan, kontrolsüz ve aşırı kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan davranışsal bağımlılık türlerinden biridir. Oyun oynama, çevrim içi kumar, sosyal medya platformlarının aşırı kullanımı ve akıllı telefonlara yönelik sorunlu kullanım örüntüleri, bu bağımlılığın temel alt bileşenlerini oluşturmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre teknoloji bağımlılığı, yalnızca dijital oyun oynama, kumar ya da sosyal medyanın aşırı kullanımından kaynaklanan sorunlarla sınırlı olmayıp; sedanter yaşam tarzı, sağlıksız beslenme, görme ve işitme bozuklukları, kas-iskelet sistemi problemleri, depresif belirtiler, irritabilite, öfke ve kronik can sıkıntısı gibi çeşitli sağlık sorunlarıyla birlikte seyretmektedir. OECD’nin 2018 yılında yayımladığı Dijital Çağda Çocuk ve Yetişkinlerin Ruh Sağlığı: Geleceği Şekillendirme başlıklı rapor, dijital teknolojilerin aşırı kullanımının, özellikle çocuk ve gençlerde siber zorbalığa maruz kalma ve beden algısının bozulması gibi psikososyal risklere yol açtığını vurgulamaktadır. UNICEF’in 2017 tarihli Dünya Çocuklarının Durumu: Dijital Dünyada Çocuk raporunda ise çocukların çevrim içi ortamlarda karşılaştığı riskler üç başlık altında sınıflandırılmaktadır: içerik kaynaklı riskler, iletişim temelli riskler ve davranışsal riskler.

Türkiye Bağımlılıkla Mücadele (TBM) Eğitim Programı kapsamında Yeşilay tarafından önerilen ekran süreleri aşağıdaki şekildedir:

0–3 yaş: Dijital ekranlardan mümkün olduğunca uzak tutulmalıdır.

3–6 yaş: Günlük ekran süresi en fazla 20–30 dakika olmalıdır.

6–9 yaş: Günlük ekran süresi en fazla 40–50 dakika olmalıdır.

9–12 yaş: Günlük ekran süresi en fazla 60–70 dakika olmalıdır.

12 yaş ve üzeri: Günlük ekran süresi en fazla 120 dakika olmalıdır.

Kaçınılması Gereken Davranışlar:

Akıllı telefon, tablet veya benzeri dijital cihazlar; çocukları oyalamak, susturmak veya teselli etmek amacıyla kullanılmamalıdır. Cihaz kullanımını düzenlemek için haftalık planlamalar yapılmalıdır.

Yalnızca ekran süresine odaklanmak yerine, çocukların kontrolsüz ve uzun süreli internet kullanımını sistematik olarak denetlemek önemlidir. Gerekli durumlarda internet filtrelerinden yararlanılabilir.

Yemek, atıştırma ve çay saatlerinde çocuğun ekran karşısında kalmasına izin verilmemeli; aile etkinliklerine katılımı teşvik edilmelidir. Çocuğun sorumluluklarının ebeveyn tarafından üstlenilmesinden kaçınılmalıdır.

Ev düzeni teknolojik cihazlar merkezinde kurgulanmamalıdır. Cihazların ortak kullanım alanlarında bulundurulması daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.

Dijital cihaz kullanımının azaltılması amacıyla çocuğa yaşına uygun görevler verilmeli ve bu görevleri yerine getirmesi desteklenmelidir.

İnternet kullanımına ilişkin riskler çocuğa abartılı ve aşırı sayıda mesajla aktarılmamalıdır. Az ve net mesajlar, çocuğun bilgiyi kalıcı olarak benimsemesini daha fazla desteklemektedir.

Çocuk eleştirilmemeli, suçlanmamalı ve ahlaki yargılamalarla karşı karşıya bırakılmamalıdır. Çocuğun yaşadığı duyguların inkâr edilmemesi; aksine bu duyguların anlaşılmasına yönelik tutum sergilenmesi önemlidir.

İletişimi zedeleyebilecek, kırıcı ve yaralayıcı ifadelerden kaçınılmalıdır. Bu tür ifadelerin kullanılması, ebeveyn-çocuk ilişkisini olumsuz etkileyerek sağlıklı iletişim bağlarını zayıflatabilmektedir.

Bu çerçevede teknoloji bağımlılığı, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde çok boyutlu etkileri bulunan ve bütüncül önleme politikaları gerektiren çağdaş bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilmektedir.

 

 

ALKOL BAĞIMLILIĞI

 

Alkol bağımlılığı, on iki aylık bir dönem içinde ortaya çıkan ve bireyin işlevselliğinde belirgin bozulmaya yol açan sorunlu alkol kullanım örüntüsü olarak tanımlanmaktadır. Kullanımı kontrol etmede güçlük yaşama, bırakma girişimlerinin başarısız olması, alkol kullanımına diğer etkinliklerin önüne geçecek ölçüde öncelik verilmesi, yükümlülüklerin yerine getirilememesi, olumsuz sonuçlara rağmen kullanımın sürdürülmesi, tolerans gelişmesi ve planlanandan daha uzun süreli veya yüksek miktarda tüketim gibi belirtilerden en az ikisinin varlığı bu bozukluğun tanı ölçütleri arasındadır.

Alkol bağımlılığı, tedavi edilebilir nitelikte bir beyin hastalığıdır. Bırakma süreci zorlayıcı olabilse de uzman desteği, psikososyal müdahaleler ve gerektiğinde farmakolojik tedaviler başarıyı artırmaktadır.

Alkol Kullanımının Problem Haline Gelmesi

Alkol tüketiminin risk düzeyini belirlemede Dünya Sağlık Örgütü’nün standart içki ölçütleri kullanılmaktadır. Erkeklerde haftada 14, kadınlarda 7 ölçünün aşılması; günlük tüketimde erkeklerde 4, kadınlarda 3 ölçünün üzerinde alkol alınması ve haftanın en az iki gününde hiç kullanılmaması gerekliliği temel kabul edilmektedir. Bu sınırların aşılması ve belirtilerin görülmesi alkol kullanım bozukluğu açısından risk oluşturmaktadır.

Alkolün Bağımlılık Dışındaki Zararları

Alkol kullanımı; kazalar, yaralanmalar, şiddet davranışları, karar verme süreçlerinde bozulma ve riskli davranışlarda artış gibi sonuçlara yol açabilmektedir. Uzun dönemli kullanım ise karaciğer yağlanması ve sirozu, hipertansiyon, hafıza kaybı, sinir sistemi hasarı, sindirim sistemi sorunları ve cinsel işlev bozuklukları gibi çok sayıda fiziksel probleme neden olmaktadır.

Yakın Çevrenin Rolü

Alkol bağımlılığı olan bireylerde motivasyon her zaman hemen gelişmeyebilir. Baskıcı, yargılayıcı veya korkutucu tutumlar direnç yaratabildiğinden etkisizdir. Destekleyici iletişim, “ben dili”nin kullanılması, uzman yardımı için yönlendirme ve kişinin kendi kararını vermesine olanak tanıyan bir yaklaşım daha etkilidir. Ailelerin, bağımlılık döngüsünü sürdüren aşırı koruyucu tutumları bırakma motivasyonunu azaltabileceğinden, aile eğitimi ve danışmanlık hizmetleri önem taşımaktadır.

Sağlıkla İlgili Yanlış İnanışlar

Sindirim: Alkol sindirimi kolaylaştırmaz; mide-barsağın yapısını bozarak gastrointestinal sorunlara yol açar.

Vücut ısısı: Alkol vücut sıcaklığını artırmaz; damar genişlemesi yoluyla ısı kaybını hızlandırır.

Böbrek taşı: Biranın diüretik etkisi taş düşürmeyi kolaylaştırmaz; yüksek miktarda tüketim taş oluşum riskini artırabilir.

Cinsellik: Kronik alkol kullanımı sertleşme sorunları, testosteron düşüşü ve fertilite azalmasına neden olabilir; riskli cinsel davranışları artırabilir.

Yasal Düzenlemelerin Etkisi

Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarına göre fiyat ve vergi politikaları, satışa erişimin kısıtlanması, reklamların sınırlandırılması, alkollü araç kullanımının yaptırımlarla denetlenmesi ve erken müdahale hizmetlerinin güçlendirilmesi alkol tüketimini azaltmada etkili uygulamalardır.

Yeşilay’ın Alkolle Mücadeledeki Çalışmaları

Yeşilay, kuruluşundan bu yana hem koruyucu/önleyici hem de müdahale odaklı çalışmalar yürütmektedir. Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı (TBM), toplumun tüm yaş gruplarına yönelik farkındalık artırıcı birincil önleme faaliyetleri sunmaktadır. Ayrıca sergiler, yarışmalar ve çeşitli eğitim faaliyetleri aracılığıyla alkol bağımlılığı konusunda toplumsal bilgilendirme ve duyarlılık çalışmaları sürdürülmektedir.

Bu bağlamda, alkol bağımlılığı hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli sonuçlara yol açan, multidisipliner müdahale gerektiren bir halk sağlığı sorunudur.

 

MADDE BAĞIMLILIĞI

 

Madde bağımlılığı, vücuda alındığında merkezi sinir sistemi üzerinde etkiler oluşturarak bireyin duygu, düşünce ve davranışlarında değişikliklere yol açan psikoaktif maddelerin kullanımından kaynaklanan bir bozukluktur. Bu maddeler arasında alkol, nikotin, kafein, esrar, halüsinojenler, inhalanlar, opiyatlar, sedatif-hipnotikler, anksiyolitikler ve stimülanlar (amfetaminler, kokain vb.) gibi çeşitli kimyasal veya kaynağı bilinmeyen maddeler yer almaktadır.

Psikoaktif maddeler, algı, bilinç, ruh hali ve davranış üzerinde etkili olup tek seferlik kullanımda bile kullanım ilişkili bozukluklara yol açabilmektedir. Bununla birlikte bağımlılık yalnızca psikoaktif maddelere özgü değildir; psikoaktif niteliği bulunmayan maddelerin veya tıbbi amaç dışında kullanılan ilaçların zararlı kullanımına bağlı gelişen bozukluklar da bağımlılık sınıflandırması içinde değerlendirilmektedir.

Madde kullanımı, beynin ödül sistemini uyararak dopamin düzeylerinde yapay bir artış oluşturur. Bu durum, maddenin tekrar kullanımını pekiştiren güçlü bir nörobiyolojik mekanizmaya dönüşür. Kullanımın tekrarlayıcı hâle gelmesi bağımlılığın ortaya çıkmasına yol açarken, aynı zamanda bireyde ciddi fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunlara neden olmaktadır.

Bağımlılığın gelişme süresi; kullanılan maddenin türü, saflığı, kullanım süresi, sıklığı ve bireyin biyopsikososyal özellikleri gibi etkenlere bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bu nedenle bağımlılığın ne zaman ortaya çıkacağını kestirmek mümkün değildir.

Bağımlılık kronik bir beyin hastalığı niteliği taşır. Tedavi ve rehabilitasyon süreçleriyle birey işlevselliğini yeniden kazanabilir; madde kullanımı sonlandığında zihinsel, duygusal ve fiziksel iyileşme süreçleri başlar. Ancak iyileşme, tamamen ortadan kalkma anlamına gelmez; kişi madde kullandığı anda bağımlılık döngüsü yeniden aktive olabilir. Bu nedenle bağımlılığın yönetimi süreklilik gerektiren bir süreçtir.

 

YEME BOZUKLUĞU DAVRANIŞI/YEME BAĞIMLILIĞI

Yeme bozuklukları, bireyin fizyolojik gereksinimlerinden bağımsız olarak gelişen, sağlığı tehdit edecek düzeyde yetersiz veya aşırı besin alımıyla karakterize psikiyatrik bozukluklardır. Bu bozukluklarda bireyin yeme davranışı günlük yaşamını belirgin biçimde etkiler ve diyet uygulamalarından temel olarak ayrılır; zira yeme bozuklukları biyopsikososyal işleyişi bütüncül olarak etkileyen psikolojik temelli tablolardır.

Yeme bozukluklarının ortaya çıkışında özgüven eksikliği, duygu düzenleme güçlükleri, beden algısındaki bozulmalar ve bireyin yaşam üzerindeki kontrolünü yeme davranışı aracılığıyla sürdürme çabası önemli rol oynar. Bu durum yalnızca bireyi değil, ailesini ve yakın çevresini de etkiler.

Başlıca yeme bozukluğu türleri şunlardır:

  1. Anoreksiya nervoza: Bireyin kilo almaktan yoğun biçimde korkması ve belirgin düşük beden ağırlığına rağmen kilo alımını engelleyici davranışlar sergilemesidir.
  2. Bulimiya nervoza: Tekrarlayıcı tıkınırcasına yeme ataklarının ardından kilo almayı önlemek için kendi kendini kusturma, laksatif veya diüretik kullanma, aşırı egzersiz gibi uygunsuz telafi edici davranışların görülmesidir.
  3. Tıkınırcasına yeme bozukluğu: En az üç ay boyunca haftada bir kez yineleyici tıkınırcasına yeme ataklarının yaşandığı bozukluktur. Bulimiya nervozadan farklı olarak telafi davranışları görülmez; aşırı kilo ve buna bağlı metabolik sorunlar yaygındır.

Yeme bozuklukları kalp-damar sistemi, sindirim sistemi, kemik sağlığı, ağız ve diş sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabilir. Genellikle ergenlik ve genç erişkinlik döneminde başlar. Tedavi ile sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanılabilir ve hastalığa bağlı komplikasyonlar önlenebilir. Bu bozukluklara sıklıkla depresyon, anksiyete bozuklukları, kişilik bozuklukları ve madde kullanım bozuklukları eşlik eder.

Yeme bozukluklarının temel belirtileri arasında düşük beden ağırlığına rağmen kilo vermeye yönelik aşırı çaba, kalori ve yağ içeriğine yönelik yoğun zihinsel uğraş, yemekle ilgili gizli ritüeller geliştirme (yalnız yeme, yiyecekleri küçük parçalara ayırma), tariflere aşırı ilgi duyma ancak yapılan yemekleri başkalarına sunma, izolasyon, depresif duygudurum ve enerji düşüklüğü ile aşırı yeme ve aç kalma arasında döngüsel değişimler yer alır.

 

WhatsApp WhatsApp ile yazın (yeni sekmede açılır) 444 1 264 Üniversiteyi arayın: 444 1 264